Sat

02

May

2009

El-Kindi

el-kindi

DOĞUM TARİHİ:796 ya da 803 yılında Küfe’de doğmuştur.

 

ESERLERİ: Kitap felsefe ula, Kitap fi menazir, Risale fi hayat, Risale fi mahiyati’l- akıl, Risale fi zahiruyyati’l- felek 

 

 

ÇALIŞTIĞI ALANLAR:   Fizik

                                          Matematik

                                          Felsefe

                                          Kimya

                                          Tıp

                                          Astronomi

 

ÖLÜM TARİHİ:866 ya da 872 yılında Bağdat’ta dünya hayatını tamamladı.

 

HATININ ÖZETİ: psikofizyoloji , rölativite vb. konularda ortaya koyduğu kanunlarda Orta Çağ bilim tarihine önemli yenilikler getiren EL-Kindi, sayısı 270 i bulan ve binlerce öğrencisini geride bırakarak Bağdat’ta hayata gözlerini yumdu.

 

YAKUP İBN İSHAK EL-KİNDİ(İS. 800 - 873) KİMDİR
Ebu Yusuf Yakup İshak El-Kindi İS. 800 civarında Kufe’de doğdu. Babası Harun el-Reşit’in bir memuru idi. El-Kindi; el-Memun, el-Mutasım ve el-Mütevekkil’in bir çağdaşı idi ve büyük ölçüde Bağdat’ta yetişti. Mütevekkil tarafından resmi olarak bir hattat olarak görevlendirildi. Onun felsefi görüşlerinden dolayı, Mütevekkil ona sinirlendi ve bütün kitaplarına el koydu. Ancak, bunlar sonradan iade edildi. El-Mutamid’in hükümdarlığı esnasında 873′te öldü.

El-Kindi, bir filozof, matematikçi, fizikçi, astronom, hekim, coğrafyacı ve hatta müzikte bir uzman idi. Onun bu alanların tamamına özgün katkılar yapmış olması şaşırtıcıdır. Eserlerinden dolayı, Arapların Filozofu olarak bilinir.

Matematikte, sayı sistemi üzerine dört kitap yazmıştır ve modern aritmetiğin büyük bir bölümünün kuruluşunu hazırlamıştır. Arap sayılar sisteminin büyük ölçüde el-Harizmi tarafından geliştirilmiş olduğundan şüphe yoktur, ancak El-Kindi de bu konu üzerine zengin katkılarda bulunmuştur. Aynı zamanda, astronomi ile ilgili çalışmalarında yardım etmesi için küresel geometriye de katkıda bulunmuştur.

Kimyada, baz metallerin değerli metallere dönüştürülebileceği fikrine karşı gelmiştir. Hüküm süren simya ile ilgili görüşlerin aksine, kimyasal reaksiyonların elementlerin transformasyonunu meydana getiremeyeceğinde ısrarlı olmuştu. Fizikte, geometrik optiğe zenign katkılarda bulunmuş ve bunun üzerine bir kitap yazmıştır. Bu kitap daha sonra Roger Bacon gibi ünlü bilim adamlarına rehberlik ve ilham sağlamıştır.

Tıpta, başlıca katkısı, sistematik olarak o zaman bilinen tüm ilaçlara uygulanabilecek dozları belirleyen ilk kişi olması gerçeğini kapsamaktaydı. Bu, hekimler arasında reçete yazmada zorluklara neden olan dozaj üzerine hüküm süren çelişkili görüşleri çözmüştür.

Onun zamanında müziğin bilimsel yönlerine ilişkin çok az şey bilinmektedir. Armoni üretmek için bir araya getirilen çeşitli notaların her birinin belirli bir perdeye sahip olduğuna dikkat çekmiştir. Bu yüzden, perdesi çok düşük veya çok yüksek olan notalar hoş değildir. Armoninin derecesi notaların frekansına bağlıdır, vb. Aynı zamanda bir ses çıkarıldığında, bunun havada kulak zarına çarpan dalgalar oluşturduğu gerçeğini ileri sürmüştür. Eseri perdenin belirlenmesi üzerine bir terkim usulünü içermekteydi.

O, üretken bir yazardı: onun tarafından yazılan kitapların toplam sayısı 241 idi. Göze çarpanları, aşağıdaki gibi bölünmüştü: Astronomi 16, Aritmetik 11, Geometri 32, Tıp 22, Fizik 12, Felsefe 22, Mantık 9, Psikoloji 5, ve Müzik 7.

Buna ilaveten, onun tarafından yazılmış çeşitli biyografiler, gelgitler, astronomi ile ilgili cihazlar, kayalar, değerli taşlar vb. ile ilgilidir. Aynı zamanda, Yunanca eserleri Arapça’ya çeviren ilk tercümanlardan biriydi, fakat bu gerçek onun sayısız özgün eserleri tarafından büyük ölçüde gölgelenmişti. Kitaplarının çoğunun artık mevcut olmaması büyük bir talihsizliktir, fakat mevcut olanlar onun oldukça yüksek alimlik standardını ve katkılarını ortaya koymaktadır. Latince’de Alkindus olarak bilinir ve çok sayıdaki kitabı Cremonalı Gherard tarafından Latince’ye çevrilmiştir. Orta çağ boyunca Latince’ye çevrilen kitapları Risale der Tanzim, İhtiyarat’ül-Ayyam, İlahiyat-e-Aristu, el-Mosika, Met-o-Cezr, ve Edviyeh Murakkaba idi. El-Kindi’nin bilim ve felsefenin gelişimine etkisi, dönemdeki bilimlerin uyanışında önemlidir. Orta Çağda, Cardano onu en büyük on iki dahiden biri olarak düşünmekteydi. Eserleri, gerçekten, yüzyıllar boyunca, başta fizik, matematik, tıp ve müzik olmak üzere çeşitli konuların ilerideki gelişimine öndelik etmiştir.

El-Kindi 9. yy’da Bağdat’ta yaşamış bir düşünürdür. Çeviri çalışmalarının yanısıra matematik., astronomi, fizik ve kimya kapsamındaki konularla da ilgilenmiştir.

Kindi, kimya ile ilgili çalışmalarında, Cabir İbn Hayyan’ın aksine minerallerin aynı temel maddelerin birleşmesinden meydana geldiğini ve birbirine dönüşebileceğini savunun görüşe karşı çıkar. Mineraller, doğada oluşur ve her biri kendine özgü özelliklere sahiptir;birini diğerine dönüştürülmesi söz konusu olamaz. dolaysıyla altın ya da gümüşün daha az değerli olan bakır ya da kurşundan elde edilmesi mümkün değildir.”

El-Kindi, eski çevirileri gözden geçirdi, düzeltti ve o zamana dek yapılmamış Aristo çevirilerini yaptı. Zamanının doğa filozoflarıyla tartışmalara girmiş, ilk rasyonalist filozoftur. Çeviri ve şerh olarak 150′ye yakın eseri vardır. Bununla birlikte orjinal kitabı pek azdır. Eserlerinin önemli bir kısmını zamanındaki akımlara karşı “hücumlar ve reddiyeler”dir. En orjinal eseri Kitab-ül-akl ve’l-makul’ dür.

El-Kindi’ye göre felsefenin yöntemi kanıtlama ve amacı da Allah’a yaklaşmaktır. Temrinle kanıtlama ilmi artar;ruh maddeden ayrı manevi şekilleri kavramak için kuvvetlenir. Onları temsil eder ve kendisi bir bütün halinde manevi suret olur. Ölümle bedenden ayrılınca fiilen manevi suret olur. Bilginin amacı bilenle bilinenin aynılığıdır. Bu fikir ona, Yeni Eflatunculuk’tan gelir.

Kanıtlama yöntemine gelince, El-Kindi, Aristo’nun İkinci Analitikler ’ ini Öklides geometrisine dayanarak tefsir ediyor. Mantıksal kanıtlamayı kullanmazdan önce örneklerini daha çok duyulara ait olan geometriden almalıdır. Aristo ilkelerinin değerini onda görüyoruz. Bir şeyin varolduğu ve ne olduğu bilinmeden onun kanıtlanmasına girişilmemelidir. Bu da aklın kendisi tarafından bilinen ilk verilere dayanmaktadır. Öklides aksiyomları gibi El-Kindi de bir metafizik ve fiziğe vasıl olmak iddiası bütün Ortaçağda Batı ve Doğu’da rastlanan aynı tür çelişkiler ve engellerle karşılaşıyor. Onun akıllar nazariyesi bunlara açıklamak için ileri sürülmüştür. Burada El Kindi kanıtlamanın dayandığı ilkeleri kurmaya çalışıyor.

Kanıtlamanın konusu temellendirici şekillerin bilgisidir. Kanıtlamanın hareket noktası da mahiyet (köken) bilgisidir.

1. Birinci adımda sonuç olarak daha çok bilinen özelliklerden daha az bilinen özelliklere, yani arazdan zata (belirtiden oluşuma) gider.

2. İkinci adımda, klasik Öklides kanıtlamasındaki tanımlara dayanır. Bu iki aşama arasında çelişki vardır: Eğer kökenlere ulaşmak için kanıtlardan başka bir yol izlenmezse bu çelişki kaldırılamaz. El-Kindi, hep bu sorun çevresinde ve sorunu çözmeksizin dolaşır. Eflatun’un yöntemi olan “taksim”, Sokrates’in yöntemi olan “tarif” ve Aristo’nun yöntemi olan “kıyas” ona tam bir hal sureti veremez. Bu suretle taksim ile elde edilen cins, kıyasın halliyle ulaşılan fert, tarifle elde edilen nevidir.

Çünkü El-Kindi mantığın küllilerini(bütünlerini,tümellerini) gerçek saymaz. Varlık duyularla tanındığı gibi köken de tefekkür, mürakebe ve teemmül ile elde edilir. El-Kindi’nin hal sureti kelamidir:O,bütün makulleri halen ve ezeli olarak düşünene fiil halinde bir akıl kabul eder. Buna bilfiil akıl der. Bu, insan ruhunda bulunamaz. Ruhta kuvve halinde bir akıl vardır ki kendi kendisiyle değil,ancak fiil halinde aklın tesiri altında fiile geçmeye elverişlidir. ruhta iki derece arasında kazanılmış akıl (muktesep akıl) doğar. O bütün makulleri saklar.

El-Kindi bu akıllar derecesi (akıllar hiyerarşisi) kuramını Eflatun ve Aristo’ya atfediyorsa da o herhalde kendisine aittir. Gerçi ilham aldığı kişi İskender Afrodisi (Alexandre d’Aphrodise)’de buna yakın bir akıllar kuramı vardır, fakat bunun kadar tam değildir. El-Kindi’nin amacı mahsus nizam ile makul nizam arasında bir köprü kurmaktı. Bu gayret onu izleyen bütün Meşşai filozoflarında devam etmiştir. Kesin olan nokta şudur ki: El-Kindi ilk mefhumlar kuramında küllileri, makul suretleri ve her ilme özgü olan genel kavramları birbirine karıştırmıştır. Asıl zaafı buradadır. Bu suretle El-Kinde aynı ilkelerle hem Meşşai fiziğini, hem metafiziği, hem de mantığı açıklamaya çalışıyordu:

Ona göre alemde boşluk yoktur. Alemin dışında da boşluk ve doluluk yoktur. Ruh uzvi hareketin illetidir. Ruh bir cevherdir gibi fikirler aynı ilkeden çıkarılmıştır. Bu suretle Aristo’ya muhalif olarak alemin sonu geleceğine inanıyor. Madem ki göğün hareketini,gezegenin hareketini gezegenden ayrı bir hareket ettirici meydana gerektirmiyor;o halde o bitebilir ve bitecektir.

El-Kindi çok öğrenci yetiştirdi. İçlerinde büyük alimler ve filozoflar vardır. Bunlardan en ünlüsü Ahmed Serahsi ve Ebu Ma’şer Belhi ’dir. Serahsi mantıkçı, Belhi ise alim ve tabiiyeci idi .Ahmed Serahsi, Arap nahvi ile(syntaxe) Yunan mantığını ilk defa karşılaştırandır. İsogaci düzenlemesine göre Arap dilini mantıki bir şekle soktu. Her ne kadar Arap nahvını kuranlar Sibeveyh ve Sekkaki iseler de bu dili tam mantıki şekle sokan Ahmed Serahsi oldu.

Yahya bin Adi, El-Kindi ve Farabi’nin çağdaşı olan Bağdatlı Monophysite bir Hıristiyan filozofudur. Bütün ömrünü Bağdat’ta geçirdi. Türk ve Arap bilgeleriyle tartışmalara girdi. İslam rasyonalist felsefesinin gelişmesinde rolü oldu. Aristo’nun eserlerinden önemli bir kısmını Arapça’ya çevirdi. İslam düşünürlerine karşı, aynı kanıtlara dayanarak Hıristiyanlığın teslis(trinite=üçlük) ve tecessüt(incarnation) akidelerini savundu.(s:173) Bu konuda karşıtlarının ona karşı yalnız felsefi kanıt kullandıklarını görüyoruz. Bu tartışmalara o devirdeki düşünce özgürlüğünün derecesini gösterir. Tartışmalarda dinsel dogmaların gerçekliği bilgilerin gerçekliği veya doğruluğu değil,mantıki imkanı söz konusu idi. Ortak bazı ilkeler kabul edildiğine göre,bu bilgilerin düşünülebilir olması gerekirdi. Örneğin El-Kindi’nin itirazlarına karşı Teslis Akidesini Savunma adlı kitabında Yahya bin Adi her itiraza açık yanıtlar verdi.

İslam filozofu (düşünürü) herkesçe kabul edilen Tanrı’nın birliğinin kişilerin teslisi(üçlüğü) ile uzlaştırılıp uzlaştırılamayacağını soruyor. El-Kindi’nin itirazı şöyledir: Her kişi madde (cevher) özelliklerden oluştuğu için bir eserdir (yaratılmıştır). Hiçbir eser,ezeli değildir. Bundan başka kişinin kesinlikle Porphyrios’taki beş tümelden birine (cins, nevi, fasıl, araz, hassa) girmesi gerekir ki bu da Allah’ın ezeliliğini inkara varır.

Yahya bin Adi, bu zemin üzerinde tartışmayı kabul eder, yanıtı şöyledir: El-Kindi kabul ediyordu ki, illete (sebebe, nedene)bağlı olan hiçbir şey ezeli değildir. Tersine olarak her zaman bir neden bir eser meydana getirirse-Güneş’in ışığı doğurduğu gibi- eser illetle (nedenle) beraberdir. Böylece illetin ezeli eseri vardır. İslam filozofları bu kanıtı, maddenin ezeliliğini ispat için kullandıkları halde İbn Adi aynı kanıtı,teslisi makul yapmak için kullanır. Ayrıca o Allah’la insanın İsa’nın şahsında birleşmesini açıklamak için yine El-Kindi’deki tecelli(görünüş) ve akıllar kuramını kanıt olarak kullanmaktadır.

 

 

ne-nasil.net

Write a comment

Comments: 0